2025 yılı küresel çapta tarife belirsizliği ve jeopolitik gelişmelerin yarattığı belirsizlikler kaynaklı dalgalanmaların yaşandığı bir yıl oldu. Altın ve gümüş gibi değerli metaller güvenli liman arayışıyla tarihi yüksek seviyelere ulaştı. Son dönemdeki gelişmeler belirsizliklerin 2026 yılında da gündemde kalmaya devam edeceğine işaret etmektedir. Tüm gelişmelere karşın küresel ekonomik büyüme dirençli seyretmiştir. IMF’nin ocak ayı içinde yayınladığı Küresel Ekonomik Görünüm Raporu’na göre küresel büyümenin 2025 yılında %3,3 ile bir önceki seneye benzer seviyede gerçekleştiği tahmin edilmektedir. Özellikle ABD ve Asya’da yoğunlaşan yapay zeka ve teknoloji yatırımları ile finansal koşulların daha destekleyici olması büyümeyi olumlu etkilemiştir. Büyümenin aynı momentumu 2026 yılına da taşıması beklenmektedir.
Tarifelerin yalnızca büyüme değil, enflasyonist etkisi de sınırlı kalmıştır. 2025 sonu itibarıyla yıllık tüketici enflasyonu ABD’de %2,7, Euro Bölgesi’nde %1,9 olarak gerçekleşmiştir. Böylelikle, enflasyon Euro Bölgesi’nde orta vadeli hedefe geri dönerken, ABD’de hedefin üzerinde seyretmeye devam etmektedir. Önümüzdeki dönemde küresel enflasyonda kademeli düşüşün devam etmesi beklenmektedir.
Ticaret politikalarındaki gelişmeler ve enflasyonun seyri gelişmiş ülke merkez bankalarının para politikalarını etkilemeye devam etmektedir. ECB yılın ilk yarısındaki indirimlerle faiz indirim döngüsünü tamamlarken, Fed faiz indirimlerine eylül ayında yeniden başlamış ve yılın son çeyreğinde toplam 75 bp indirimle politika faizini %3,50-%3,75 aralığına çekmiştir.
2026 yılında da ticaret savaşları ve jeopolitik gelişmelerin küresel finansal piyasaları ve makro politikaları nasıl etkileyeceği yakından takip edilecektir Piyasa beklentisi Fed’in 2026’da en az iki faiz indirimi yapacağı yönündedir. Fed üyelerinin tahminleri ise 2026 yılında bir adet faiz indirimine işaret etmektedir. Ancak üyeler arasındaki uzlaşının azalması bu konuda belirsizlik yaratmaktadır. Ayrıca mayıs ayında göreve başlayacak yeni Fed başkanının para politikası duruşuna yönelik tercihi de piyasalar tarafından yakından takip edilecek bir gelişme olacaktır.
Yurt içinde yılın ilk dokuz ayında ekonomi güçlü seyretmiş ve ekonomi yıllık bazda %3,7 büyüme kaydetmiştir. Yıllık ve çeyreklik büyümenin belirleyicisi yurt içi talep olmaya devam etmektedir. Büyüme tarım sektörü haricinde sektörlerin geneline yayılırken, tarım hariç yıllık büyüme %4,5 ile daha kuvvetli gerçekleşmiştir. Yıl genelinde büyümenin %3,5 seviyelerinde gerçekleştiğini tahmin ediyoruz.
Dış ticaret dengesinde yılın son çeyreğinde belirgin bozulma görüldü. Hem altın hem de çekirdek ithalattaki artışlar bozulmanın belirleyicisi olurken, son çeyrekteki eğilimler bozulmanın süreceğine işaret etmektedir. Kasım itibarıyla 12 aylık birikimli cari açık 23,2 milyar $ ile 2024 yıl sonuna kıyasla (10 milyar $) belirgin artmıştır. Artışa rağmen cari açık GSYİH’nin %1,5’i ile yönetilebilir seviyelerdedir.
Yıllık tüketici enflasyonu 2024 yıl sonunda %44,4 iken 2025 sonunda %30,9’a gerilemiştir. Enflasyon bekleyişlerinin yüksek seyri, hizmet enflasyonundaki katılık ve gıdada kuraklık ve don kaynaklı fiyat hareketleri enflasyondaki düşüşün hızını yavaşlatmıştır. Yıllık enflasyonun TCMB’nin ara hedefinin (%16) belirgin üzerinde kalacağını ve 2026 yıl sonunda %25 seviyesinde gerçekleşeceğini öngörüyoruz.
TCMB temmuz ayı ile birlikte yeniden faiz indirim sürecine girmiş, beş toplantıda politika faizini toplam 900 bp azaltarak %37,0’ye çekmiştir. Gecelik borç verme ve borç alma faizleri de aynı miktarda azaltılarak sırasıyla %40,0 ve %35,5 olarak belirlenirken, asimetrik faiz koridorunun genişliği korunmuştur. Enflasyondaki katılık nedeniyle 2026 yılında bu sürecin ölçülü adımlarla, kademeli gerçekleşmesi beklenmektedir.
Bütçe açığı 2025 yılını Orta Vadeli Program’da öngörülen açığın belirgin altında tamamladı. Merkezi yönetim bütçe açığı yılın tamamında 1.799 milyar TL’ye ulaşırken (milli gelirin %2,9’u), faiz dışı denge 255 milyar TL fazla verdi (milli gelirin %0,4). 2026 yılında da, mali duruşun enflasyonla mücadele sürecini destekleyebilmesi için OVP'de belirtilen çerçeveye bağlı kalmaya devam etmesinin önemli olduğunu değerlendiriyoruz.
Faiz indirimlerine bağlı olarak mevduat ve kredi faizleri de düşüşe geçerken, kredi büyümelerinde bir ivmelenme devam etmiştir. Haftalık verilere göre 2025 yılında yıllık TL kredi büyümesi yaklaşık %44,0, YP kredi yıllık büyümesi ise dolar cinsinden yaklaşık %19 düzeyinde gerçekleşmiştir. Bankacılık sektöründe sorunlu kredi oranı ise 2024 sonunda %1,8 iken 2025 aralık ayı itibarıyla %2,5 olarak gerçekleşmiş olup, düşük seyrini sürdürmektedir. Sermaye yeterlilik oranı (SYR) aralıkta %19,7 ile yasal sınırın üstünde kalmaya devam etmiştir. Çekirdek SYR de %15,1 ile güçlü seyretmektedir.
TCMB’nin sadeleşme adımlarına kapsamında kur korumalı mevduat (KKM) ilişkin tüm işlemlerin sonlandırılmasına yönelik kararın ardından, KKM bakiyesi 23 Ocak itibarıyla 0,1 milyar $’a gerilemiştir. DTH 18 Mart’tan 2025 sonuna kadar olan dönemde yaklaşık 44 milyar $ artışla 249 milyar $’a yükselirken, bu artışta özellikle altın fiyatlarında görülen artış etkili olmuştur. Altın fiyatı ve parite etkisi hariç baktığımızda DTH’taki artışın yaklaşık 14 milyar $ ile daha sınırlı kalmıştır.
2025 yılında TCMB rezervlerinde altın fiyatlarındaki artışın getirdiği değerleme etkisiyle önemli bir toparlanma gerçekleşti. TCMB brüt rezervi 23 Ocak itibarıyla 216 milyar $’a yükseldi. 2025 yılının tamamında hisseye 2,3 milyar $, DİBS’e 2,9 milyar $, swap’a 18 milyar $ giriş gerçekleşti. Ülke risk primini gösteren 5 yıllık CDS’ler de nisan ayında gördüğü yaklaşık 380 bp’dan 2025 yıl sonunda 204 bp’ye kadar geriledi.
Küresel çapta 2026 yılında da ticaret savaşları ve jeopolitik gelişmelerin etkileri takip edilmeye devam edecek. Karşılıklı tarife politikaları yurt içinde dış denge üzerinde risk unsuru oluşturmakla birlikte, önemli ticaret ortaklarımız ekonomilerinde görülecek toparlanmanın dengelemesi olası gözükmektedir. TCMB faiz indirim adımlarının enflasyon öngörülerimiz doğrultusunda 2026’da kademeli olarak küçülmesi beklenmektedir. Ayrıca ters dolarizasyon süreci, rezerv yönetimi ve sermaye akımları da parasal sıkılığın belirlenmesinde önemli unsurlar olmaya devam edecektir.
Bankacılık sektörü 2026 yılına yurt içi ve yurt dışına ilişkin belirsizliklerle girmektedir. Ancak, bankalar ihtiyatlı karşılık politikalarıyla bu riskleri yönetebilecek kapasiteye sahiptir. Belirsizliklerin hızlı şekilde giderilmesi ve risklerin azalması sektör açısından önem taşımaktadır. Enflasyonun yeniden tek haneli düzeylere çekilebildiği ve öngörülebilirliğin arttığı bir makroekonomik istikrar ortamının tesis edilmesi, ülke risk priminin gerilemesi, dış finansman imkânlarının genişlemesi ve yatırım ortamının iyileşmesi finans sektörünün uzun vadeli büyüme potansiyelini destekleyecektir.